Etiket arşivi: #amigdala

5) öfke üzerine…

Öncelikle öfke nedir, Nasıl oluşur?

            Yıllar önce okuduğum bir çizgi romanda öyle bir cümle vardı ki aslında öfkenin çok net bir tanımını yapıyordu. Yaşam birikimim arttıkça bu cümlenin anlamını daha net kavradım ve yaşantımızda başımıza gelen sorunların hiç azımsanmayacak bir kısmının öfke nedeniyle meydana geldiğini gördüm. Neydi bu cümle?

 “Öfke uçmaya benzer, ta ki bunun bir düşüş olduğunu anlayana kadar.”

            Gerçekten de hangimiz söz ve davranışlarımızın kontrolünü her zaman elimizde tutabiliyoruz? Muhtemelen çok azımız! Öfke feci bir şey günümüzde. Toplumda öfkeli kişilerden korkulur, öfkeli kişiyle aramıza fiziki mesafe konur, öfkeyi yaratan davranış ve sözlerden mümkün olduğunca kaçınılır, gerekirse toplumdan dışlanmaya kadar varan olumsuz sonuçları olabilir. Peki, öfkeli davranışı engellemek için aslında bunun nasıl ortaya çıktığını bilmemiz gerekir mi sizce? Bence bunu bilmemiz önemli, çünkü neden ve nasıl doğduğunu bilmediğimiz bir duygusal tepkiyi önlemek kolay olmasa gerek.

             Aslında öfkeyi biz atalarımızdan miras aldık! Yüzbinlerce yıl önceki atalarımız, bugünkü gibi korunaklı, güvenli ortamlarda yaşamıyordu. Her an hangi yönden geleceği belli olmayan tehlikeye karşı tetikte olan ve tehlike karşısında “KAÇ YA DA SAVAŞ” içgüdüsü ile hayatını devam ettiren insanoğlundan bahsediyoruz.

            Peki, bu kaç ya da savaş içgüdüsü beyinde nasıl oluşuyor? Biliyorsunuz beynimiz, farklı görevleri bulunan 3 bölümden oluşur. Konumu yakından ilgilendirdiği için iki bölümden kısaca söz edeceğim. Biri Limbik sistem, diğeri de Neokorteks sistem.

            Limbik sistem; Beyin sapını çevreleyen kısımdır ve duygularımızı kontrol eder. Amigdala ve hipotalamus bu kısmın iki önemli parçasıdır. Uzun süreli belleğin önemli bir kısmı limbik sistem tarafından düzenlenir. Bu yüzden duygusal bağ kurduğumuz olayları daha kolay hatırlarız. Özellikle reklamcılar limbik sisteme mesaj göndermeye çalışırlar. Seyrettiğiniz reklamlardan hatırlayın. Önem taşıyan kargolar, sevgi pişiren fırınlar, özlem gideren telefon hatları… Bize satmaya çalıştıkları ürün ile aramızda duygu bağı oluşturmaya çalışırlar ki hayatımızda onlara önemli bir yer açalım.

            Neokorteks: Düşüncenin merkezidir. Görme, işitme, konuşma, yaratma, düşünme gibi üst düzey zihinsel işlevleri yönetir. Duyular aracılığı ile algıladıklarımızı bir araya getirip anlam ürettiğimiz merkezdir. Neokortekste duyuların saklandığı ayrı bölümler yani loplar vardır. Konuşma, işitme, görme ve dokunma duyularına ait sinyaller bu loplara ayrı ayrı kaydedilir.

            Çevremizden algıladıklarımız önce Amigdalaya gelir. Amigdala, bu bilginin Limbik sisteme mi Neokortekse mi gideceğine karar verir. Gelen bilgi yeterince yoğun bir duygusal yüklemeye neden olursa, bilgi neokorteks yerine limbik sisteme gönderir ki bu da kişinin neokorteksi kullanmadan – yani düşünmeden – tepki vermesine neden olur. Amigdala, böyle bir bilgi karşısında neden – sonuç ilişkisini kurmadan harekete geçer. Bu tepkisel duruma da “Amigdala Gaspı” denir.

            Amigdala gasp edilince kişiyi fiziksel ve duygusal alarma sokan hormonlar salınır. Enerji patlaması yaşanır, kişi savaşmaya ya da kaçmaya hazırlanır. Bu hormon patlaması bir kaç dakika sürer. Kişi kontrolünü kaybeder ve Amigdala gaspı sona erinceye kadar pişman olacağı şeyleri yapar, söyler.

            Bir kişinin öfke patlaması yaşadıktan sonra sakinleşip, düşünmeye ve mantıklı davranmaya başlaması birçok yerde söylenildiği gibi 10’dan 1’e geri saymakla bitmez. Beynimizde harekete geçen hormonların aktivitesi yaklaşık 20 dakika sonra düşer. Dolayısı ile 20 dakikadan önce öfkeli kişi ile mantıklı bir konuşma yapmak pek mümkün değil.

            Öfke bu durumda kaderimiz midir? Bununla başa çıkma yolları yok mudur? İş hayatında olsun, özel hayatımızda olsun duygu yoğun durumlarda sakinliğini koruyan, korumakla kalmayıp, mantıklı davranan ve çevresini dahi sakinleştiren insanlara rastlamak mümkün. Bu tarz insanlar, onları tanıyanlar tarafından saygı ve sevgiyle kabul edilir. Hatta bir bilen olarak da çoğu zaman kendilerine başvurulur. Bu insanlar bu duruma nasıl geldiler? Eğitimler mi aldılar? Çok kitap mı okudular? Çevrelerini mi gözlemlediler? Her nasıl yapmışlarsa yapsınlar, sakin kalmanın birçok yolu olsa da aslında çıkış noktaları hep aynı. Öncelikle öfkeli olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Hatırlayalım, neden öfkeleniyorduk? Çoğunlukla haklı olduğumuzu düşünüp de, karşı tarafa haklılığımızı kabul ettiremediğimiz zaman ya da kendi ve sevdiklerimiz herhangi bir tehdit altında kalıp, elimizden bir şey gelmediği zaman? Örneğin trafikte arabamızla hareket ettiğimizde dikkatsiz yayalar ya da sürücüler nedeniyle. Genellikle öfkemizi boşaltmak için bir kaç okkalı küfür sallarız. Ancak akan trafikte genellikle bir şey yapamaz, öfkelendiğimizle kalırız. Büyük ihtimalle çevremizdeki insanları da tedirgin eder, bize olan bakışların değiştiğini gözlemleyebilirsiniz. Sakinleştikten sonra büyük oranda kendimiz de yapıp, söylediklerimizden pişman oluruz.

            Öfkeden kurtulup sakince yaşamanın tabii ki birçok yöntemi var. Bu yöntemlerden herhangi birini uygulamaya başlamadan önce insan ilişkilerinde kabul etmemiz gereken iki durum var.

  • İnsanları olduğu gibi kabul etmek,
  • Kendini karşındakinin yerine koyup, öyle düşünmek ya da moda adıyla empati kurmak

            Empati kurmayı az ya da çok birçoğumuz yapıyoruz ancak bundan daha da zor olan şu ki yanımızda, etrafımızdaki kişileri olduğu gibi kabul etmektir. Şunu kabul etmeliyiz ki özel ya da iş hayatımızdaki insanları öyle ya da böyle değiştirmeye çalışıyoruz. İşimize gelmediği için,   hoşumuza gitmediği için, takdir etmediğimiz için. Kendi adıma, bunu çok zor öğrendim. Öğrenmek de yetmiyor maalesef, bunu hayatımızın her anında uygulamaya samimi olarak niyet etmemiz gerekiyor.