Etiket arşivi: #alışkanlık

3) beklentiler üzerine…

Önümüzdeki insanı olduğu gibi kabul ettiğimiz zaman, beklentilerin önemi kalmaz. O kişiyi bize vaat ettiği özellikler, davranışlar, maddi olanaklar ya da duygular için önemsemeyiz. “o” olduğu için kabul ederiz. Bunlar tabii ki profesyonel iş hayatı ve maddi karşılıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir.

Bakkala girdiniz, bir şişe su, bir paket makarna ve bir çikolatalı gofret aldınız. Bakkalın sizden beklentisi aldığınız ürünlerin karşılığını ödemenizdir, çünkü karşılıklı çıkar ilişkisi vardır.

Bir işe girdiniz, size ayrı bir ofis, düzenli çalışma saatleri ve zamanında ödenecek maaş sözü verdiler. Siz, eğer bu sözler tutulursa, bu işyerinde huzurlu ve verimli bir şekilde çalışırsınız. Eğer bu sözler tutulmazsa, başka bir iş aramaya başlar, ya da bu işe ihtiyacınız varsa bazı durumları sineye çeker, huzursuz bir şekilde çalışırsınız, ancak ilk fırsatta gemiyi terk edersiniz. Burada bir koşullar üzerine kurulu bir “eğer” ilişkisi vardır.

Dikkat ettiğiniz üzere burada koşullu bir beklenti durumu var. Özel hayatımız söz konusu olduğunda ise durum tam tersine değişiklik (ideal durumda tabii) göstermelidir. Toplumda süre gelen alışkanlıkların bazılarını örnekleyelim.

  • Eğer çocuğumuz derslerini çalışır, odasını düzenli tutar, büyüklerine saygılı davranırsa sevilir,
  • Eğer babamız bize cep telefonu, ya da o çok istediğimiz kışlık ceketi alırsa değer ve saygı görür,
  • Eğer arkadaşımız zor günümüzde bize borç verirse, gerçek bir dosttur,
  • Sevgilimizi severiz, çünkü o çok güzeldir,
  • Çevremize saygı gösteririz, çünkü saygı görmek isteriz. O saygı görülmez ise, saygı duymak zorunda hissetmeyiz kendimizi,

Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün tabii. Asıl sorun beklentiler karşılanmadığı zaman ortaya çıkıyor. Hayal kırıklığına uğruyor, kendimizi yalnız hissediyor, başarısız olduğumuzu düşünüyoruz. Zaman zaman da öfkeleniyor,  çoğunlukla da huzurumuz kaçıyor. Bu sarmaldan nasıl çıkabiliriz? Beklentilerimizi bir kenara koyarak, önümüzdeki insanı olduğu gibi kabul edersek, beklentilerimizin hayatımızdan yavaş ama düzenli bir şekilde çıkacağını söyleyebilirim.

Bunun yolu nedir? Küçük şeylerden başlayabiliriz; kahvaltıdan sonra eşimizin sofrayı toplamasını beklemek zorunda değiliz, biz de toplayabiliriz. Evden çöpü sormaya gerek kalmadan çıkarabiliriz. İşyerinde isteneceği belli olan o raporu sorulmadan hazırlayabiliriz. Dışarıda eşimizle, arkadaşımızla yürürken siz hızlı, o yavaş iken ondan hızlı yürümesini beklemeden hızımızı ayarlayabiliriz. Böylece küçük ancak hayatımızın olağan akışı içindeki davranışlarla beklentileri önce üzerimizden, sonra başkalarından yavaş yavaş bir elbise çıkarır gibi çıkarabiliriz.

Kırık camlar teorisini duydunuz mu? Bir binanın sadece bir camı kırık olsa bile, eğer kısa zamanda onarılmazsa, diğer camlarının kısa zamanda kırılacağı düşüncesine dayanır. Aslında suçla mücadele için oluşturulmuş bu düşünce, küçük suçlar engellenmezse, büyük suçlara giden yol açılır mantığı ile oluşturulmuştur. Bir kereden bir şey olmaz mantığıyla, aslında ilkeler duvarımızdan, yavaş yavaş tuğla eksiltmiş oluruz. Böylece bir de bakmışız aslında bir kerelik diye yaptığımız bir hareket, bizim bir davranış kalıbımız haline gelmiş.

Şimdi bunu tersine çevirelim. Başkalarından beklentilerimizi yavaş yavaş bırakma yoluna giderek, sonunda bunu düşünce ve davranış kalıbı haline getirebiliriz. Bu sadece beklentiler söz konusu olduğunda değil, bütün davranışlarımız ve düşüncelerimiz için de geçerlidir. İlerideki yazılarımda bunların bilimsel temellendirmelerini de yapacağım. Örneğin bir alışkanlığın oluşturulması için aynı davranışın 21 gün üst üste yapılması gerektiği gibi, örneğin normal halden öfkeli hale geçişte beyinde nelerin olduğunu, bunun önüne geçmek için yapılabilecek uygulamaları anlatacağım. Güzel özetlemiş atalarımız aslında eski alışkanlıkların zor değişebileceğini. “kırk yıllık yani, olur mu kậni”

Sükûnetle kalın,

Huzurla kalın…

kaan karakoç